HOŞ GELDİN

Ben Bir Heybeden’in kurucusu Kübra. Buraya eğitim ve kariyer alanında heybemde neler olduğunu yazmam gerektiğini düşünüyorum. Fakat bundan fazlası olduğumu da biliyorum. Bu nedenle önce resmi olarak tanışalım.


Resmi bir tanışma; Ben Psikoterapist Hatice Kübra Bektaş. 2012 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesi'nden mezun olarak meslek hayatına başladım. İstanbul Kalkınma Ajansı ve Spor Bakanlığı’na hibe desteği almış projelerde koordinatör olarak görev aldım. Bu projeler risk altında olan çocukların sosyal uyumu ve eğitimi üzerineydi. Milli Eğitim Müdürlükleri, Kaymakamlıklar ve Belediyeler ile ortak çalışarak sokakta çalışan çocuklar, mülteci çocuklar, eğitimden uzak kalan çocuklar ve ailelerine eğitim ve psikolojik danışmanlık hizmeti verme şansını buldum.


Çocuk merkezli eğitimi savunmama destek olacak bu projelerden sonra 2017 yılından 2022 yılına kadar bir özel okulda idareci olarak görev aldım. Her çocuğun bireysel özelliklerinin dikkate alındığı, çocuk merkezli bir eğitim hayalimi gerçekleştirmiş olmanın mutluluğu ile okuldaki görevimden ayrıldım.

Şu anda Üsküdar’da psikoterapi ve eğitim danışmanlığı hizmeti vermeye devam ediyorum. Çocuklar ile oyun terapisi, ergenler ile ise sanat ve kum terapisi teknikleri ile çalışıyorum. Çocuk üzerine çalışan meslektaşlarım genelde aile terapisi eğitimleri de alır, çünkü ebeveynleri çocuğun ruh sağlığından ayrı tutamayız. Ben de öyle yaptım fakat bu çalışmalarımı anne üzerine yoğunlaştırdım. İlgi alanım olan kadın ruh sağlığı, çocuk ruh sağlığı, anne çocuk ilişkisi alanlarında hizmet veriyorum. Hipnoterapi ve sanat terapisi alanında eğitimler almaya devam ediyor, süpervizyonlarımı sürdürüyorum.

Şimdi samimi bir tanışma; 1989 yılının baharında doğdum. 1 Mayıs’ta. Doğum günümü çok severim, benim gibi bahar doğumlu olan annem sayesinde doğum günlerimi hep leylaklı hatırlarım. Mevsimsel bakarsak, bitkilerin tohumdan sonraki kök salma döneminde doğmuşum, ağaçların ise çiçeklenmeyi bitirip meyve verdiği dönemde. Bu benim hayatım boyunca kök salmak için üretmeyi sevmeme neden olmuş gibi geliyor bana. Doğduğum gün ay takvimine göre ise ayın son günleriymiş. Demek ki ben ay küçülürken, içe dönerken doğmuşum. Ay ile ilgili gözlem yaptıkça ve öğrendikçe iç sesimizi dinlemeye verdiğim önemi buna bağlar oldum. Aynı zamanda yeni ayın başlamasına çok kısa bir süre kalmışken doğmuşum. Bu da benim başlangıçları sevememe yol açmış olabilir diye düşünüyorum.


Öyleyse başlayalım.


Ortaokuldan beri psikolog olmayı istiyordum. Ruhsal konularda parapsikolojiye yakın okumalardan tutun psikolojiye giriş kitaplarına kadar birçok kitabı daha üniversiteye girmeden okumuştum. Geleneksel anlamda şifacılık çok dikkatimi çekerdi, baba tarafı akrabalarım hakkında duyduğum şifacılık hikayerinden de etkilenirdim. Evimizin büyük bir kitaplığı vardı ve ailem de psikoloji kitaplarını severdi. Alana ilgim hakkında hatırladığım bir anım da liseye yeni başladığım zamanlardan. Bir not defterim vardı, komşularımızın çocuklarına davranış biçimlerini yazarak analiz ederdim. 14 yaşındaki notlarım analizden ziyade yargı doluydu muhtemelen ama bu konunun profesyonel duruşumu etkilemesini istemiyorum :)


Lisans eğitimi süresince dernek ve vakıflarda gönüllü çalışmalara katıldım. Gönüllülük yaptığım en keyifli görevdi. Çok güzel insanlarla tanıştım, çok şey öğrendim. Hala o yılların bereketini hissederim. Üniversitenin son yılında gönüllü çalıştığım derneklerden birinde eğitim koordinatörü olarak ve aynı zamanda bir anaokulunda da okul psikoloğu olarak işe başladım. Meslek hayatım da böylece başlamış oldu.

Kendimi bildim bileli çocukluk dönemine karşı çok hassasım. Bu nedenle en zor şartlardaki çocuklarla çalışmak içimdeki kurtarıcıyı da tatmin ederek bana çok iyi geldi. Her çocuğun

özel becerileri olduğunu aynı zamanda toplum hayatında zorluk yaşamalarına neden olan kendilerine has norm dışı özellikleri olduğunu seziyordum. Bunları daha sonra okuyarak, eğitim alarak ve çalıştığım grupları gözlemleyerek bilimsel dayanakları ile öğrendim.


2013 yılında evlendim, bir oğlum oldu. Kendi anne olma sürecim ile birlikte yetişkinlerin dünyasına ilk kez girdiğimi hissettim. Oğlumdan sonra ebeveynlik ve özellikle annelik üzerine sıfırdan çalışmaya ve okumaya başladım gibi hissediyorum. İnsanın çocuğu ile yeniden doğduğunu bilmiyordum. Onun her yaş dönemi ile yeniden büyüdüğünü de. Oğlum 3 yaşındayken kendi 3 yaş halime çalıştık eğitmenim ile. Ondan sonra ben bir daha aynı ben olamadım :)


Bilinçdışının gücü, bilincimizin bizim ruh sağlığımız ve hayatımız üzerindeki etkisi üzerine eğitimler almaya başladım. Sanat terapi, oyun terapi gibi kullandığım teknikler de bilinçdışından bağımsız değil tabii ki. Fakat ben anneler ile yaptığım hipnoterapi seanslarında bilinçdışının hayatımızdaki rolünü çok daha net görmeye başladım.


Çocuğun oyun odasında tünele girip sıkıştım çıkamıyorum diyerek on dakika boyunca debelenmesinin doğum kanalında sıkışmasını ifade etmesi beni büyülüyor. Annenin hamileyken eşinden boşanmak istemesinin çocuğun okulda sınıflar arası geçişi yapamamasına neden olduğunu farketmemiz, hatta bunu keşfedince çocuğun alerjisinin bile iyileşmesi mucizevi geliyor. Bir ergen ile pencere çizerken tüm camları kapalı çizmesi ile kendini dünyaya kapatması arasındaki bağı bulması çok heyecan veriyor.


Ruh sağlığına tutkum insanın uçsuz bucaksız bir alem olmasından kaynaklanıyor. Herkesin hikayesinin kendi içinde başka bir aleme kapı açmasından çok etkileniyorum.

Zaten başlangıçları çok sevdiğimi söylemiştim. Sanki her an bahar çiçekleri açıyor gibi hissediyorum şimdi de.


Tanıştığımıza çok sevindim.


Hoşgeldin.


iletişim: kubrabektas@birheybeden.com



270 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör